19 Kasım 2012 Pazartesi

Yanlış Hayatlar


Yanlış Hayatlar

Kendine mi küstü gözlerinden yalnızlık akan çocuk? Son düdüğüydü belki de içinden geçen vapurların… Bir sonrakini beklemek boşa kürek çekmekti. Kaçan hayallerin peşinde koştukça kesilen nefeslerde aradık umutları. Biz kovaladık, onlar kaçtı… Her bitişte daha fazla başlangıç vardı hayal kırıklıkları hanesine eklenecek. Sözüm ona cesaretti pençesinde can çekiştiğimiz çaresizliğimiz. Her çırpınışta biraz daha battığımızı bilemeden cesur çocuklardık karanlık sokakları fetheden. Sonra döndük baktık ardımıza sokak lambalarının altında geçici aydınlıklara teslim etmişiz yüreklerimizi…

Bir 45’likte saklı kaldı yalanlar, aşklar, gençlik... Kiminin mutluluğu, kiminin acıyı paylaştığı şarkı sözlerinde tutunamadık… Yanımıza kar kalan üç beş kırık dökük anıdan başka, elde var; pişmanlıklar ve yalnızlık… 

7 Haziran 2012 Perşembe

Yalanlar

Yillar sonra ilk defa o çeşmenin altina tuttum ellerimi. Ben susuzlugumu giderdim o bir dosta ozlemini. Uzun sürmedi kavusma anı tum yalanlar suya emanetti

8 Mayıs 2012 Salı

Doğum Günü



32 yıl önce bugünü hatırlayıp anlatmayı çok isterdim. Neyle karışılacağını bilmeden Cennetten kovulan Havva gibi, neden bıraktım o anne korumasını, neden can havliyle kendimi dışarı attım, hatırlamayı çok isterdim. Neden ağlıyordum insanların “yeni doğan” diye tanımladıkları o anda? İlk pişmanlığım mıydı yoksa başıma gelecekleri mi biliyordum hatırlamıyorum. Belki de o korkuyla kaybediyor insanlar hafızalarını ve geri kazanması nerden baksan 5-6 sene sürüyor.

İlk doğdum günü, ilk doğum günümü hatırlamasam da yaşadığım güzel doğum günleri var hafızamda… Teyzemin terzilere taş çıkaran dikişiyle yaptığıözel tasarım kıyafetler, tek haneli rakamlarla sıfatlandırılan mumların konduğu pasta, sofranın başköşesinde yer alan patates salatası, iki yanımda duran kuzenlerimle içinde film olan fotoğraf makinelerine poz verme telaşı, hediye açma faslı, tek kanalı televizyon dünyasında TRT’nin eğlence saatine denk getirme çabası…

Bir doğum günüm vardı mesela şimdi hayatımın kaçıncı senesinin başladığını hatırlayamadığım. Pasta kesme faslını bitirmiş dans etme ritüeline geçmiştik ama birkaç teli kalan çatal anten ve kablosu kıskandığından olsa gerek mutluluğumuzu bir türlü izin vermiyordu müziğin devamına. Biz de bulmuştuk yolunu her karıncalanmada bir dans figürünü kablo üzerinde yapıyorduk, ekran kendine geliyordu. Köşede oturup mutluluğumuzla mutlu olan mahallenin cici annesinin son kez aramızda olduğunu bilmiyorduk o anlarda…

Onsekizinci yaş başlarken hayatımın geri kalanını paylaşacağım arkadaşlarımın yaptığı sürpriz vardır bir de… İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin arkasında kalan küçücük bir kafede kutlanan doğum günü, çoğu zaman hayatın yükünü omuzlarımdan alan dostlukların doğduğu günmüş mesela… Kapalı çarşıdan alınan o tavlayı başköşede saklayışım bu yüzdendir.

Hayatımın 20. dönemecinde okul kantinindeki bir merhaba ile İstiklal Caddesinin kalabalığında umutlarımın ayaklar altında kalması arasındaki süreç var aklımda…

26. yaşımın başladığı gün gelen 26 kırmızı gülü kabul etmeyişimle başlayan dönem, 27. yaş günümün bugünüme gelen yolun başlangıcı olması, 2010 yılında ilk anneler günümle çakışması…

Olanlar kadar olmayanların içimdeki yarayı kanattığı günlerdir doğum günleri.

Hiçbir doğum günü anısında hatırlayamadığım, hiçbir fotoğraf karesinde yer alamayan  adama…


6 Mayıs 2012 Pazar

Aşkı Tarif


Şimdi bana aşkın tarifini sorsan…
Çetrefilli yollara çıkar tariflerim.
Her adımda bir felakete sürüklenir,
Aşka tövbe edersin.
Yok eder gecenin karanlığı kalbinin ışığını,
Körpe umutların kör testerelerle budanır,
Derin sularda boğulursun.
Sahibinin sesinden şarkılar seslenir,
Her söz bir can yakar, her nota bin dert yanar sana…
İyisi mi, sen beni boşver çocuk!
Aşk bizden geçeli çok olmuş… 

17 Nisan 2012 Salı

Bu aralar çok ihtiyacım var sana

kur masayı madam despina
kirli beyaz muşamba örtüleri ser
çek sediri asmanın altına
yanında bir ince müzeyyen abla

yine mi güzeliz, yine mi çiçek?
hamdolsun
taze mi bitti topik
canın sağolsun
amanın yine mi güzeliz, yine mi çiçek?
hamdolsun
altınbaş kadehe yağ gibi dolsun

gece çok genç, arzular şelale
haber etsek o yare
gelse bomonti'den
şereflendirse bizi
olsak teyyare 

30 Mart 2012 Cuma

Koku Hafızası



Hafıza, sinsi bir düşman gibi her zaman pusuda bekler. Bazen bir yol kenarı, bazen not edilmiş bir tarihle aniden ortaya döker tüm anıları, sırtından bıçaklar.

Koku hafızası en çok can acıtandır. Aslında var olduğunu hiç farketmedigin bir şeyin hayatın en derininde koca bir yer kapladığını hatırlatır.

Bir parfüm kokusuyla dağıtır yanından gecen bir yabancı, çilek kokan aşklara alır götürür ruhunu…

Bazı sabahlar bahar kokusuna uyanırsın, yüzünde sebepsiz, şapşal bir gülümseme yer eder.

Hiç bir koku dolduramaz sevgilinin ten kokusunun yarattığı boşluğu...

Bundandır yokluğunun yerine gömleğini koyuşum…

Suya Anlatılan Rüyalar


Kötü bir rüya görürsün, kan ter içinde uyanırsın ya uykundan...

Gerçekleşme ihtimalinden korkarsın, suya anlatırsın rüyanı...

Seni kaybetme korkusu, günün her saati görebildiğim o kâbus benim için. Bu yüzden hep Allah korusun ile bitiyor cümlelerim.