30 Ocak 2012 Pazartesi

İmkânsız Aşk



Yeninin ismini koyamıyorum. Sıfatlar da kötüleşiyor. Toplamlar 7 değil artık. Toplamlarda hep eksiler var. Hep çekip gidenleri toplamak kalıyor bana. Sonuçta baktığımda hep yek…

Masal bitti fark etmedin mi? Bulutlar toprak oldu rüyalarımda, tanımadığım yüzlerle çekip gidiyorsun. Giden de yabancı bu saatten sonra... Kendimi tanımak kalıyor geriye…

Kız kulesi karanlık denizin içinde karşıda galata kulesi… Dünden bugüne milyonlarca şahit imkânsız aşklarına… Yansımaları suyun üzerinde, su da eskisi gibi değil artık. Gümüş rengi yok, mavisi çoktan terk etmiş. Yansıması olmasa büyük aşkın, su bile anlaşılmıyor. Farkında mı bu halinin?

Kırmızı



Sokak tabelalarında yakamoz, kaptan çıkmazı, Beyoğlu yazan bir şehirde kaçışlar ne kadar sürebilir ki?

Mavi denizlerin bile kırmızı göründüğü bir yer burası. Hayat o deniz kadar dingin, o deniz  kadar durgun, delirdi mi o deniz kadar boğucu. Yok olmanın eşiğinde bir güven duygusu… Kurtarabilmek için ne yapmalı? Sen biliyor musun kırmızı?

Herkes yorgun bu şehirde, herkes kırgın… Kelebekleri yok bu sokakların!

Bir işaret bekliyorum deyip yıldızlara baktığımda, uzaklara bir şarkı çalıyordu. Dudaklarımda bir gülümseme, gözlerimde birkaç damla yaş… Karanlık sokakta mavi bir ışıkta kalakaldım. İşte o an gelebilecek en doğru işaretti.

Vazgeçmek sanıldığı kadar kolay olmuyor. Herkes vazgeçti ama ben vazgeçişlerin yarısındayım.


Yıldızları ve denizi bir arada görebileceğin bir aşka düşmen dileğiyle… 

Med-Cezir



Kayıp zamanlardı. Yine büyüdü sokaklar, karşılaşma noktaları silinmiş.

Eskiden tatlı yerdik seninle. Ben çok severdim hem tatlıyı, hem seni. En güzeli seninle tatlı yemekti. Bu sefer yanına gelirken, yanıma hatıra almadım. “İnsanlar görmeyeli çok değişmiş” dedin. Evet, değişen bir şeyler vardı!

Deprem telaşı gibiydin. Görmek, konuşmak çok zor gelirdi. Heyecandan titrerdim.  Çok zaman geçmiş acıların üzerinden ama çok acı geçmiş senden sonrası…  Bir de baktım enkazlar toplanmış, yeni hayatlar kurulmuş üzerine.

Gidişler değil yanında kalabilmekmiş zor olan. İşte buna gücüm yetmiyor.  Geri dönmeye cesaretim yok. Yolun ortasında, en sonda kaldım.  Kapı yok, arkası yok, umut yok. Gidebildiğim en uzak yer senin yanın.

Çiçekler vardı hayallerimde solmasından korktuğum. Şimdi koku yok, renk yok sen yoksun.  Med-cezir yaşarken hayatımda artık gel ama gitler olmasın! 

27 Ocak 2012 Cuma

Kahve ve Umut

40 ayağa benzettiğim istiklalin yan kollarından birine attım kendimi. Bir kadının elinden düşürdüğü pirinç kabından saçılan pirinç taneleri gibi tüm sokağı kaplayan ahşap masalardan birini gözüme kestirdim. Kalabalığın içinden beni çağıran iskemleye ulaşmak için içimden koşarken, kimsenin anlamaması için ayaklarım mağrur adımlarla ilerliyordu. Hedefe ulaşmak için benimle yarışan yarışmacıların hepsini geride bıraktığımı düşünerek gururla oturdum sandalyeye. Telefon ve sigara çıkardıktan sonra çantayı sandalyenin arkasına asma ritüelini gerçekleştirdim. Ben yerimi sağlamlaştırırken garson çoktan gelmiş muzaffer komutan edasıyla masanın başında dikiliyordu.

 -Ne içersiniz? Çay, kahve?

 Kahve! Birden “orta kahve”ye tüm umutlarını bağlamış, kahvenin çizdiklerinde geleceğini arayan o kız oldum.

 Ben kahve sevmem! Etraftan gelen kahve kokularını da sevmem… Yan masada içilen kahvenin kokusu bile rahatsız eder beni... Midem bulanır, gözlerim kararır, hasta olurum.

Oysa bir zamanlar onunla aramızda çok iyiydi. Bir kahveyi orta şekerli içmenin hazzı, ardından içilen suyun ferahlığı, arkasından gelen fal muhabbetinin tadı hiç bir şeyde yoktu. Öğrenci evinde kahve yapacak arkadaşı belirleme yöntemlerinden, tuttuğunu sandığımız fallara kadar çok güzel anılarım var onunla. Bir de baktığımda gördüğüm sayıların gerçekliğinin bıraktığı korkaklık ondan bana yadigar kaldı.

Şimdi uzun süreler aynı evi, aynı ekmeği paylaştıktan sonra birbirine darılan iki dost gibi olduk. Biri adını andığında içimin burkulduğu ama yeniden karşılaşmak istemediğim… Belki zamanında bel bağladığım umutlarımı yıktığı için sevmiyorum, belki birinin fincanın içine bakarak beni kandırdığını hatırlattığı için, belki söylenen kötü şeylerin çıkmasından korkuyorum, belki beklenenin hiç gelmemesinden.

 Belki hepsi, belki hiç biri...

gökçeninadasi yayında

Bir gün gelecek, bir annenin çeyiz sandığının kokusu gibi içime çekeceğim hatıralarını. O gün geldiğinde anlayacağım burada yazdıklarımın anlamını...