24 Şubat 2012 Cuma

Bir Zamanlar Çocuktu Yüreklerimiz



Onlu yaşların sonu, yirmili yaşların başıydı. Cebimizde üç kuruşluk harçlıklarla tüm dünyayı satın alabilecek cesaretimiz vardı. Dünyadaki en büyük acının karşılıksız aşk olduğunu sanıp, tahta sandalyeler üzerinde dertlenir, dertleşirdik.

Üsküdar vapur iskelesinde korsan jeton satan amcanın sesi arasında vapur kartını çıkartmaya çalışırken, bir yandan vapura yetişebilmek için var gücümüzle koşardık. İskele ile vapur arasındaki boşluktan atlamak, düz yolda adım atmaktan farksızdı bizim için. Risk nedir bilmezdik.

90’lı yılların sonu 2000’li yılların başıydı. Milenyum heyecanının tavan yaptığı, gençliğimizin deniz koktuğu yıllardı. Vapurun en kıymetli yeri arka balkonuydu. Hele bir de mevsim baharsa… Kulaklıkların bir ucu “walkman”de diğer ucu ruhun taaa derinliklerinde, müzik ve İstanbul’u buluştururdu.  

Hayatta en çok istediğim şeylerden biriydi, motorun köpürttüğü sulara ayaklarımı sokmak. O da imkânsızlar arasında yerini aldı.
Vapurun alt katında bayrak direğinin dibinde dikilip, ardımızda bıraktığımız köpük izlerine bakardık. Bir umut belki arkamdan geliyordur diye  belki de… Su eski halini alırdı, umutlarımızı rüzgar.

Yılların verdiği tecrübe ile tranwayın kapısını hizaladığımız noktada durur, üzerimize gelen tüm kalabalığa rağmen dimdik ayakta kalırdık. Bir keresinde görme engelli biri çarpınca kör müsün diye bağırdığımızda utancımızdan yerin dibine geçtiğimizi saymazsak, bunda da başarılıydık.
Beyazın kalabalığında, kimi zaman eylemlerin kimi zaman güvercinlerin arasında ilerler, bin bir zorlukla ulaştığımız derslere hiç girmezdik. Şu çayı da içelim, bununla da konuşalım, bir tur sessiz film oynayalım, beklenen aşk gelsin ona bakalım diyerek kantinde, bahçede akşamı ederdik.

Banksız bahçede kaldırımların şeklini alırdı pantolonlarımız. Not pazarlıkları, fotokopicilerde geçen kuyruklar, okul yanı kafeleri, bir daha hiç bir şeyde o tadı bulamadığımız saray pidecisi, ökm duvarı, mor salkımlarla bezenmiş kemerler, esnaf hastanesinin kokusu, büyük çınarın altı, sahafların huzuru, camisi, Arnavut kaldırımı, eylemcisi, polisi, deniz manzaralı yemekhanesi… Kaç kuşağı bastı bağrına, kaç çocuğun gözleri yaşlandı sevdalarında, kaç çocuk yaş aldı anılarınla.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder